7.6.15

29 Nisan -- Besni, İkinci Gün, Aşağı Şehir




Besni Aşağı Şehir'deki Beşik Tarla Mezarlığı. Dedemin mezarına giderken. 


Ahmet Abi, Annem, Teyzem ve Ayşenur. Mezarlık yolu için fazla mı neşeliyiz?!


Dedemin mezarında bir uğur böceği.


Mezardan sonra Aşağı Şehir'i gezmeye doğru yol alırken. Bu fotoğraflarda en çok Ahmet Abi var, çünkü kendisi rehberimiz.












































Kurşunlu Camii.











































Aşağı Şehir, Besni'nin eski yerleşim alanı. 1956 baharındaki sel sonrasında buradan Yukarı Şehir denilen şimdiki yerleşim alanına göç edilmiş. (Bu selde dedemin erkek kardeşi de vefat etmiş.) Eski şehrin kalıntıları çok hasar görmelerine rağmen hala duruyor. Ve alanın kendisi o kadar yeşil ki! Güneydoğu'da bu kadar çok yeşillik görmek beni açıkçası çok şaşırttı.

























































Ayşenur büyük ölçüde yıkılmış hamamın içinde.











































Ahmet Abi Selçuklu zamanından kalma camii minaresi önünde çay içiyor :)


Burada da minare üzerindeki yazıyı okumaya çalışıyor :)


Fotoğraflarını çekmek için arkalarından koştuğum sürü :D

27.5.15

25 Nisan -- Gaziantep, Vol. III


Sonunda katmer! Bilmeyenler için katmer incecik, yufka gibi açılan bir hamur içine fıstık, şeker ve tereyağı koyulup katlanarak pişirilen, tahmin edebileceğiniz gibi  inanılmaz lezzetli bir Antep tatlısı. Sabahın erken saatlerinde fırınlarda çıkıyor ve kahvaltıda tüketiliyor. Ayrıca, düğünün ertesi günü kız tarafına erkek tarafının sabah katmer göndermesi bir Antep geleneğiymiş.


















Çok datlu ama kendisini hiç sevdirmeye Teoman Bey, alışverişte. Kuzen çocuklarından bir diğeri :) 










































Turistik bir Antep sokağı.



Annemle nerede olduğumuzu bilmeden dolanırken karşımıza çıkan bir sahne :)



Tüm Antep fırınları böyle büyük ve yüksek pencereli. Bu arada bizim burada tırnak pide dediğimiz şeye onlar ekmek diyorlar ve ekmek yerine onu tüketiyorlar. Ekmek de "somun" diye satılıyor. Antep'te fırına gidip ekmek isterseniz size tırnak pide veriyorlar yani :)



Ahhh Antep'in kesinlikle en lezzetlilerinden nohut dürümü! Burada nohutları görünmüyor ama :) Et suyunda iyice yumuşayana kadar pişirilmiş acılı, acısız nohut, salata, kızarmış patates ve soğan gibi tercihe göre ekletebileceğiniz garnitürlerle tırnaklı pide içinde servis ediliyor. Acayip doyurucu ve lezzetli. Çarşı içindeki Dürümcü Recep Usta'da yemenizi tavsiye ederim. Fiyatlar da çok makul.



Çarşı içindeki Alaybey Camii önü.



Suriyeli annesinden bu fotoğraf yüzünden neredeyse dayak yiyordum :)



Halamlara dönüş yolunda, otobüste.



"Ne baktın?" / İstem dışı gangsta.

24.5.15

22 Nisan -- Gaziantep, İlk Gezme Günü :)


Bakırcılar Çarşısı!











































O leğenlerin büyüklüğü karşısında şok olunca halam "Köylerde düğünler için yemek yaparken kullanıyorlar onları," dedi.










































Bakırcılar Çarşısı'nda bir teyze.




Süzgeçler :)











































Bu minik kovaları (:D) ne için kullandıklarını da sormuştum ama cevabı unuttum. Ayrandı sanırım?





















































Çarşı dışında, Kale'ye giden yolda minik (burada gördüğünüz kadar) dükkanında çalışan bir amca. Fotoğrafını çekmeme izin verdiği için tekrar teşekkür ederim.



Turistik yazılardan çıkardığım: Antep'e gelip de İmam Çağdaş'a gitmeden olmaz :) Hem bunun, hem de rahmetli dedemin seneler önce burada sık sık yemek yediğinin anlatılmasının gazıyla biz de gittik. Cidden enfes yemekler. Ben kuşbaşı kebap ve lahmacun yedim. Ayranı sağda gördüğünüz gibi bir tasın içinde küçük bir kepçeyle servis ediyorlar. Onun da tadı çok güzeldi. Fiyatları bence İstanbul ortalamasında, çok uçuk değil. İmam Çağdaş'ın baklavaları da çok meşhur, ama ben burada yemedim ve onun fiyatları nasıl bilmiyorum.

















































Bu sokağı çekmeye çalışırken (Eski Antep evleri ve sokakları çok güzel!) bu kadının fotoğrafa girmekten çekindiğini fark ettim. Tam geçmesi için işaret edecektim ki koşarak karşı binaya geçti. Fotoğraftan kaçarken fotoğrafa girmiş oldu yani. Gerdiysem affola! :D



Kaleoğlu Mağarası'nın içi. Hediyelik eşya dükkanı gibi bir girişi var. Sahipleri ısrarla "Gelin mağarayı gezin, ücretsiz" deyince içinde mağara olduğunu keşfettik. Acayip büyük ve içi cafeye dönüştürülmüş. Kim o klostrobik atmosferde uzun uzun oturmak ister bilmiyorum ama yazın Antep sıcağında çekici oluyordur eminim. (İçi çok serindi.)










































Mağara içinden.



Yine mağara içinden :)










































Tarihi Gümrük Han.











































Gümrük Han içindeki Kahveci Seddar Bey'in iki renk, iki tatlı, fincanda pişen dibek kahvesi.



Benim için Antep'le özdeşleşmiş şey kesinlikle fıstık, baklava vs. değil kahkedir. Tatlıcı bir insan olmadığımdan sanırım, bence o kahke başka hiçbir yerde Antep'teki kadar güzel olmuyor.



Antep'te yemek çok önemli. Antep'in yerlisi için de çok önemli. Çarşı yakınlarında bu fotoğraftaki gibi dükkanın önünde kömürde pişen kadayıf görebiliyorsunuz mesela.



"Abla benim de fotoğrafımı çeksene!" tatlılığı ❤











































Yaaa ❤ 



"Havanın eli" edition :))












































Antep sokakları, Antep çocukları.



Çok sevdiğim bir dükkan penceresi.











































Emine Göğüş Mutfak Müzesi'nden.



Tencereler. Yine Emine Göğüş'ten. Bu arada vaktiniz olursa Göğüş ailesini mutlaka araştırın.



Ve sonunda Antep kalesi!











































Kalenin karşısındaki adını unuttuğum camiinin minaresi.










































Kaledeki heykellerden.



Kale'nin manzarası 1.



2!










































Kale içinden 1.










































2.

Devamı gelecek :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...