Bu açıklamaya ne gerek vardı, ben de bilmiyorum ama neyse işte. Oldu bir kere nihohaha, idare edin :-*
Kırmızı ruj problems.
Ne tarafa? Ben şahsen Babylon'a :D
Kybele Otel. Cafe & restoran olarak da hizmet veriyor. İçi tam bir antika cenneti.
Yerabatan Caddesi'nde (Kybele'nin de bulunduğu cadde) bir mekanın duvarları böyle parçalanmış çini seramiklerle kaplı. Mekanın iç mimarının fikriymiş. Bunu fotoğraf çektiğimi görünce "Hello how are you?" diye yanıma yaklaşan kelli felli bir amcadan öğrendim. Bu arada 1) O kadar çok yabancı sanıldım ki (acayip Türk tipli bir insanım), kendimi sorgulamaya başladım. 2) Müşteri çekmek için bağıran esnafın İngilizce'si traji-komik. "Yummy" diye gelen geçene bağıran amca mı istersin, "Excuse me" diye sipariş vermeye çalışan müşteriye "Brother please," diye cevap veren garson mu.. 3) Yine yabancı olduğunuzu düşünerek çok çirkin İngilizce laf atmalar, muhabbet açmaya çalışmalar çok sık oluyor. Ben yabancı olsam bu konuda Türkiye'ye gelmeyi düşünen tanıdıklarımı ciddi ciddi uyarırdım.
Çeşmede banyo yapan bir kargacık. / Kargaları sempatik bulduğum tek deneyimim.
Gülhane Parkı'ndan.
Arkeoloji Müzesi'nin bahçesinden.
Bu da.
Bu da :)
Çinili Köşk'e ciddi ciddi aşık oldum.
Beni bıraksınlar burada yaşayayım istiyorum.
Şuna bakar mısınız? ❤
Ya da şuna?
Bu arada bu fotoğraf çini / pattern kraliçesi İpek Şoran©'a gelsin.
Aphrodite looking good, as usual.
Müze-i Hümayun'u Belgelemek sergisi. O kafa Medusa'nın kafası.
Bu da adı "Sergi / Exhibiton" olan bir serginin çıkışından.
Hahahhaha! Dönüş yolunda. #bey





















